Zorundalıkla kabullenilmiş bir mutsuzluk… Çıkışı yokmuş gibi yaşadığımız, sanki bir hayat boyu sürecekmiş gibi içselleştirdiğimiz, ama aynı zamanda dışarıya göstermekte ısrar ettiğimiz bir döngü.
Bir süre sonra o mutsuzluğu taşımaktan yoruluyoruz. Peki, sonra? Sonra gözümüzü başkalarına dikiyoruz. Bizim mutsuzluğumuzu yeterince fark etmeyenlere, bizim acımızı görmeden kendi neşesine bakanlara… Kendi içinde kaybolan herkes, dışarıdan bir yankı bekler gibi. “Ben acı çekiyorum, sen neden gülüyorsun?”
Başkası bizim mutsuzluğumuzu görmüyor diye ona kızıyoruz. Ama bu sorunun tersini sormuyoruz: Biz, başkasının mutluluğunu neden görmek istemiyoruz?
İnsanları fanatik bağlılıkla putlaştırıyoruz. Hayran olduklarımızı kusursuzlaştırıyor, onlara dair tek bir kötü söz duyduğumuzda deliye dönüyoruz. Fanatizm, histerik bir sevgiye dönüşüyor. Sıradan bir insanı, toplumun gözünde yüceltilmiş bir figüre çevirmek, sonra da onu kayıtsız şartsız savunmak… Ama aynı zamanda en küçük hatasında yargılamak, sürükleyip aşağıya çekmek…
“Bir İnsan Acı Duyarsa Canlıdır; Başkasının Acısını Anlayabiliyorsa İnsandır”
Topluma mal olmuş insanları eleştirme hakkımız var, elbette. Ama bir insanın özel hayatına, iç dünyasına, sevdikleriyle kurduğu ilişkilere karışma hakkını nereden buluyoruz? Sevgilisine, eşine, çocuğuna, ailesine nasıl davrandığını yargılama hakkını? O kişi kamuoyunun önünde olduğu için mi? O halde neden kendi tanıdığımız insanların özel hayatına aynı sertlikle yaklaşmıyoruz?
Ve şu çarpık mantık: “Ben kaybettim, o da kaybetsin.”
Bir başkasının hayatını aşağı çekme dürtüsü… Mutluluğu başkasına fazla görmek, "Benden iyisini hak etmiyor" demek… İnsanlar birbirine sevdiği insanı bile layık görmez olmuş. Kimseye kimseyi yakıştırmamak, kimseye kimseyi layık görmemek…
Bir insanın kaybı, travması, zor süreçleri ona aittir. Başkasını kendi acımıza ortak etme isteği, “Ben mutsuzsam, sen de mutsuz olmalısın” hissi bir hastalık gibi yayılıyor. Sigara içmemeyi bir saygı olarak kabul ediyoruz ama mutsuzluğu paylaşmayı, başkalarının hayatına bunu dayatmayı neden aynı hassasiyetle değerlendirmiyoruz? Bazen acılarımızı dayatıyoruz, bazen de başkasının mutluluğunu küçümsüyoruz.
Daha derin bir gerçek var: “Kardeş kardeşten mal saklar” dediğimiz bir dünyadayız artık. En yakınımızdan bile gizli hesaplarımız var. “Ben bu sıkıntıyı çektim, onlar da çeksin” diye düşünen zihinler, birbirini aşağı çeken hayatlar… Sahi, mutsuzluk bulaşıcı mı?
Belki de en büyük iyilik, mutsuzluk sarmalından başkasını çekip çıkarmaya çalışmamak. Çünkü bazen kendi mutsuzluğumuz, başkasının huzurunu bozmak için yeterince güçlü bir bahane olabiliyor.
Bu mutsuzluk döngüsünden çıkmak, yalnızca dış dünyayı suçlamakla değil, kendi duygu ve düşüncelerimizi yönetmekle de mümkün. 2025 yılına girerken, Neptün’ün Koç burcundaki geçişi, bu tür duygusal gerilimlerin daha belirgin hale gelmesine yol açabilir. Bu geçiş, kişisel disiplin ve duygusal kontrol gereksinimini daha da artıracak, bizi hem kendi hayatımızla hem de toplumsal ilişkilerle barış yapmaya zorlayacak.
Neptün Koç Geçişinin Bizlere Etkileri Ne Olacak?
Sevgili Twitburc okurları; 2025 yılında gezegenlerin Koç burcunda dizilmesi fanatik karakterleri ön plana çıkarırken histerik davranışları tetikleyecek. Burada kendinizi ölçümlemenizi, haritanızı yönetmenizi tavsiye ederim. Olayların sizi bir yerlere sürüklemesine izin vermeyin. İşinizde, özel hayatınızda, olaylara bakış açınızda nefsinizi yönetmelisiniz. Hatasız kul olmayacağını göz önünde bulundururken hatanın boyutunu ve samimiyetini irdelemelisiniz. 2025 yılının gezegen geçişlerinin ilk burçta sıfır derecede konumlanması bukalemun gibi bir döngüyü de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla bu döngüde kendi haritamızın düşmanı da olabiliriz, dostu da olabiliriz. Bunun tamamen sizinle ilgili olduğunu göz ardı etmemelisiniz.
- Bu döngüde duygusal iniş çıkışlarınızla baş edemiyorsanız eğitim almaya odaklanmanızı lakin eğitimler konusunda da gündelik hayatta işinize yarayacak eğitimlere yönelmenizi tavsiye ederim.
- Kendinizi disipline etmeyi öğrenmelisiniz.
- Zihniniz bu döngüde hiç olmadığı kadar huzursuz çalışabilir. Bu noktada çözümler üretebilir ve kendinizin uzmanı olabilirsiniz.
Neptün; 30 Mart 2025 tarihinde Koç burcuna geçecek fakat bu geçiş 2 aşamalı olacak. Neptün 2026 yılının başında tam anlamıyla öncü burca geçmek için elinden geleni yapacak. Bu türbülanslar, ani kararlar ve sonraki geri dönüşler sizleri yorabilir. Burada hedefinize odaklanarak kendi kontrolünüzü sağlamalısınız.
Kaderciliği Anatomisi
Neptün’ün Koç burcuna geçişi, sadece bireysel değil, toplumsal düzeyde de çok güçlü bir yenilik sürecinin başlangıcı olacak. Bu döngü, yalnızca gökyüzünde değil, dünya üzerinde de devrimci bir değişim ve dönüşüm anlamına geliyor. Koç burcu, başlangıçların, cesaretin ve savaşçılığın sembolüdür; ancak Neptün’ün bu ateş burcundaki vizyonu, devrimci bir gücü sadece bireysel değil, aynı zamanda kolektif bir anlayışla harmanlayacak. Bireyler ve toplumlar arasında yeni bir denge kurulacak, eski paradigmalara karşı büyük bir direniş ve yenilikçi bir düşünce patlaması yaşanacak.
Bu yeni dönemde, "bireysel" kavramının ötesine geçmek zorunda kalacağız. İnsanın kendi kimliğini ve geleceğini yeniden tanımladığı bu süreçte, toplumsal roller de hızla değişecek. 2012’den bu yana varlığını sürdüren ve dayatılan yapılar, uzun süreli bir gözden geçirme ve yeniden şekillendirme sürecine girecek. İnsanlık, yalnızca fiziksel değil, ruhsal ve zihinsel olarak da evrilecek. Neptün'ün Koç’taki etkisi, bireylerin içsel yolculuklarını daha açık, cesur ve kararlı bir şekilde yapmalarını sağlayacak.
Kendine Odaklanırsan Kendin Büyürsün; Engellere Odaklanırsan Engeller Büyür
Neptün Balık döngüsünde çocuklar ve kadınlar, son yıllarda en çok zorlanan, dışlanan ve mücadele eden kesimler olmuştu. Neptün’ün Koç’taki bu güçlü etkisiyle birlikte, özellikle bu iki grubun toplum içindeki konumları da yeniden şekillenecek. Çocuklar artık sadece "büyümesi gereken" varlıklar olarak değil, toplumsal değişimin öncüsü olabilecek yeni nesiller olarak kendilerini gösterecek. Kadınlar ise geçmişteki zorlayıcı koşullardan sıyrılarak daha özgür, daha lider ruhlu bir şekilde toplumsal rollerine yeniden biçim verecekler.
Tüm bu dönüşüm, sadece bir toplumun değil, bireylerin kendilerine dair algılarını, hayata bakış açılarını da değiştirecek. Yeni bir bakış açısıyla, geleceğe doğru cesur adımlar atılacak. Çaresizlikten doğan çözüm arayışları, aslında insanlığın en derin yaralarına ışık tutacak. Bu sürecin sonunda, yaşadığımız zorlukların ve acıların sadece birer öğretici deneyim olduğunu anlayacağız. Tüm bu zorlukların arasında, insanlık ruhunun ne kadar güçlü olduğunu yeniden keşfedeceğiz.
Astrolog Zeynep Turan
Yazının Her Hakkı Saklıdır.
28.02.2025 Tarihinde Kaleme Alınmıştır.